Nişan Hediyelerinin İadesi Hakkında Tazminat Talebi

T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
E. 2017/1159
K. 2018/11427
T. 13.11.2018

* NİŞAN HEDİYELERİNİN İADESİ İSTEMİNE DAYALI TAZMİNAT TALEBİ

( Tarafların Nişandan Sonra Düğün Yaparak Gayri Resmi Şekilde Uzun Süre Bir Arada Yaşadıklarının Anlaşıldığı/Olayda Nişanlılığa Dair Aile Hukuku Kapsamında Korunacak Bir Birliktelik Söz Konusu Olmadığı – Taraflar Arasındaki Uyuşmazlığın Haksız Fiil Olarak Nitelendirileceği/Taraflar Arasındaki İlişkinin Aile Hukuku Prensiplerine Göre Değil Borçlar Hukuku Kurallarına ve Özellikle de Haksız Fiile Dair Hükümlere Göre Degerlendirilmesi Gerektiği )

* GÖREVLİ MAHKEME ( Nişan Hediyelerinin İadesi ve Tazminat Talebi/Uyuşmazlığın Çözümü Aile Mahkemelerinin Görevine Girmediğinden Asliye Hukuk Mahkemelerinin Davaya Bakmaya Görevli Olduğu – Aile Mahkemesi Sıfatı ile Davaya Bakılmasına Karar Verilerek Yargılamaya Devam Edilerek Davanın Esası Hakkında Hüküm Tesisi Hatalı Olduğu/Kararın Bozulması Gerektiği )

ÖZET : Dava; nişan hediyelerinin iadesi istemine dayalı alacak, maddi ve manevi tazminat isteğine dairdir. Davacı dava dilekçesinde taraflar arasında nişan ve imam nikahı yapıldığını, resmi nikah olmaksızın yapılan düğün sonrası davalı ve ailesi ile birlikte yaşadıklarını, davacının resmi nikah teklifine rağmen davalının resmi nikah yapmadığını, belirterek düğünde takılan ziynet eşyalarını, mehir senedinde yazılan eşyaların iadesini, çeyiz eşyalarının bedelini ve maddi tazminat ile manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir. Bu doğrultuda davalı tarafın savunmalarında da bu husus doğrulanmakla tarafların nişandan sonra düğün yaparak gayri resmi biçimde uzun süre bir arada yaşadıkları anlaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, olayda nişanlılığa dair aile hukuku kapsamında korunacak bir beraberlik söz konusu olmayıp, taraflar arasındaki uyuşmazlık da haksız fiil olarak nitelendirileceğinden, taraflar arasındaki dairin aile hukuku prensiplerine göre değil, borçlar hukuku kurallarına ve bilhassa de haksız fiile dair hükümlere göre değerlendirilmesi gerekir.

Uyuşmazlığın çözümünün Aile Mahkemelerinin görevine girmemesi, Asliye Hukuk Mahkemelerinin davaya bakmaya görevli olması nedeniyle Aile Mahkemesi sıfatı ile davaya bakılmasına karar verilerek yargılamaya devam edilerek davanın esası ile ilgili hüküm tesisi hatalı olmasından kararın bozulması gerekir.

DAVA : Taraflar arasında görülen eşya alacağı ve tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraflarca temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içindeki tüm yazılar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Dava; nişan hediyelerinin iadesi istemine dayalı alacak, maddi ve manevi tazminat isteğine dairdir.
Mahkemece, Aile Mahkemesi’nin görevli olmasından bahisle görevsizlik kararı verilmiştir.

1-) Görev kuralları, kamu düzeninden olup, Hukuk muhakemeleri Kanununun 114/1-c maddesi uyarınca mahkemenin görevli olması dava şartlarındadır. Yine HMK’nın 115/1 hükmüne göre taraflar, yargılamanın her aşamasında mahkemenin görevsiz olduğunu ileri sürebileceği gibi mahkeme de görevli olup olmadığını yargılamanın her aşamasında kendi kendine gözetilmelidir.

04.06.1958 gün 15/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da vurgulandığı gibi; bir davada dayanılan maddi vakıaları açıklamak tarafların, bu olguları hukuken nitelendirmek, uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak ve doğru olarak yorumlayıp uygulamak da hâkimin görevidir. Diğer bir deyişle; bir davada maddi olayı anlatmak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak hakime aittir. (HMK. madde 33). Anılan yasal düzenlemeye göre davayı aydınlatma görevinin mahkeme hâkimine ait olmasına göre uyuşmazlığın çözümüne dair hukuki nitelendirmeyi de yine hakim yapacak ve görevli olup olmadığını da taraflar ileri sürmese dahi gözetecektir.

Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4.maddesi uyarınca 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 2.kitabı (3 kısım hariç) ile 4722 Sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulanış Şekli Hakkında Kanun kapsamındaki aile hukukundan doğan dava ve işler aile mahkemesinde görülür.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 03.06.2009 tarih, 2009/3-174 E., 2009/235 K. sayılı ilamında; “…davacı ile davalı nişanlandıktan sonra düğün yaparak gayri resmi biçimde bir araya gelmişler ve uzun süre beraber yaşamışlardır. Bu durumda nişandan ve yasal olarak korunması gereken bir beraberlikten söz edilmesi olası değildir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık haksız fiil olarak nitelendirip buna göre çözümlenmesi gerekir. Bu durumda davanın dayanağı haksız fiil olup, haksız fiilden kaynaklanan uyuşmazlıklara genel mahkemede bakılması gerektiğine göre; Yerel Mahkemece, görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçelerle önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” biçimindeki karar ile bu husus açıklanmıştır.

  Somut olayda; mahkemece, her ne kadar gerekçeli kararda asliye hukuk mahkemesi sıfatıyla bakıldığı yazılmamış ise de tensip tutanağının 8 numaralı bendinde “davaya aile mahkemesi sıfati ile bakılmasına” karar verilmiş, bu ara karardan dönülmemiş, dava mahkemece “nişanın bozulması nedeniyle tazminat ve hediyelerin geri verilmesi” olarak nitelendirilmiş ve davanın esası ile ilgili karar verilmiştir.

  Davacı dava istekçesinde taraflar arasında nişan ve imam nikahı yapıldığını, resmi nikah olmaksızın yapılan düğün sonrası davalı ve ailesi ile birlikte yaşadıklarını, davacının resmi nikah teklifine rağmen davalının resmi nikah yapmadığını, belirterek düğünde takılan ziynet eşyalarını, mehir senedinde yazılan eşyaların iadesini, çeyiz eşyalarının bedelini ve maddi tazminat ile manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir. Bu doğrultuda davalı tarafın savunmalarında da bu husus doğrulanmakla tarafların nişandan sonra düğün yaparak gayri resmi biçimde uzun süre bir arada yaşadıkları anlaşılmıştır.

   Yukarıda yapılan açıklamalar da dikkate alındığında somut durumda nişanlılığa dair aile hukuku kapsamında korunacak bir beraberlik söz konusu olmayıp, taraflar arasındaki uyuşmazlık da haksız fiil olarak nitelendirileceğinden, taraflar arasındaki dairin aile hukuku prensiplerine göre değil, borçlar hukuku kurallarına ve bilhassa de haksız fiile dair hükümlere göre değerlendirilmesi gereklidir.

O halde; temyizen incelenmesi talep edilen eldeki davada talep, nişana dayalı tazminat isteği olmayıp, uyuşmazlık çözümünün haksız fiile dair olduğu gözetilerek, bu çerçevede değerlendirme yapılması ve davaya Asliye Hukuk Mahkemesi olarak bakılması gereklidir.

Tüm bu açıklamalar ışığında; uyuşmazlığın çözümünün Aile Mahkemelerinin görevine girmemesi, Asliye Hukuk Mahkemelerinin davaya bakmaya görevli olması nedeniyle Aile Mahkemesi sıfatı ile davaya bakılmasına karar verilerek yargılamaya devam edilip, yazılı biçimde davanın esası ile ilgili hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

2-) Bozma neden ve biçimine göre tarafların temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı biçimde hüküm tesisi isabetsiz olmasından hükmün HUMK’nun 428. maddesi gereğince re’sen BOZULMASINA, ikinci bentte açıklandığı üzere tarafların temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan temyiz harcının istenmesi durumunda temyiz eden taraflara iadesine, 6100 Sayılı HMK’nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 Sayılı HUMK’nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar revizyon yolu açık olmak suretiyle, 13.11.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.